1 Aralık 2018 Cumartesi

Öğretmenlik Demek...

Başlıkta da okuduğunuz üzere öğretmenlik üzerine birkaç kelam etmek istiyorum. Anlatıma bu dönemin başına giderek başlamak istiyorum. Dönem başı dediğim kavramı biz eğitimciler, anne ve babalar iyi bilir aslında. Dönem başı bizce Ocak ayını değil de okulların açıldığı zamanı kapsayan bir dönemdir. Bu sebeptendir ki benim dönem başı dediğim kavram tam olarak geride bıraktığımız Eylül ayı idi. 30 Eylül'deki ALES'e hazırlanıyordum ki bir gün Uludağ Üniversitesi'nin sitesini incelerken karşıma okulun yüksek lisans ve doktora için ek kontenjan açtığını gördüm ve çok heyecanlandım. İlk olarak bu haberi annemle ve diğer aile üyeleriyle paylaştım. Mezun olduğum alan olan 'Sınıf Eğitimi' nin yine aynı isimle geçen alanına yüksek lisans başvurumu yaptım ve mülakata çağrıldım. Mülakatta gerçekten çok heyecanlanmış ve cevabını bildiğim bazı sorulara dahi cevap verememiştim. Niçin böyle olmuştu bilmiyorum ama Temmuz ayında çağrılmadığım mülakattan sonra bu mülakat da beni çok üzmüştü. İki hafta kendime gelemedim derken karşıma bir iş imkanı çıkmış ve bunu hemen değerlendirmek için işe başlamıştım. İş dediğim ise, bir etüt merkezinde ilkokul 4. sınıf öğrencilerinin ödevlerini yaptırmak ve çocukları eve ödevsiz yollamak idi. Ama keşke her şey bundan ibaret olsaydı dedim ilk gün çalıştıktan sonra. Gerçekten yoruluyordum ve çocuklar ödevlerini yapmak bir yana enerjilerini atmak için ödev dışında her şey ile ilgileniyorlardı. Etüt merkezinde ortak kullanımda olan bir bilgisayar vardı ve öğrenciler buradan 'çoğunlukla' biz öğretmenlerden resim boyaması çıktısı almamızı ve onlara vermemizi istiyorlardı. İşin ikinci gün bunun böyle olmayacağını kendime kabul ettirsem de nihayetinde karşımdaki bir çocuktu ve onun isteği oyun ve boyama idi. 15 öğrenci vardı ve elbette 14:00-17:00 arası ödevini yapmayan veya yapmak istemeyen ve geriye kalan öğrenciler oluyordu. Ödevlerini tamamlamadan eve göndermek etüt merkezinin istemediği bir olguydu resmen. Ama bu cümlelerimden bu yeri kötülediğim asla anlaşılmasın çünkü kötü sandığımız olaylar bile bize bir deneyim kazandırır ve bizi olgunlaştırır; buna inanıyorum.

İşin üçüncü günü ayaklarım resmen geri geri gidiyordu. Sevmediğim bir işte çalışmak bana göre değildi, en azından olmamalıydı. Bunun için o günü de atlattıktan sonra düşünüp işi bırakmaya karar verdim. Müdürü aradım ve işi bırakmak istediğimi belirttim. Müdür üzgün bir sesle bu haftayı bitirmemizi söylese de bırakmak istediğimi yineledim ve iş bıraktım. O an gerçekten dünyanın en mutlu insanı gibiydim, bu enerjinin verdiği mutluluk paha biçilemezmiş onu anladım. Önümde, 18 Kasım'da, bir tane daha ALES vardı ve ona çalışmaya devam ettim. Aynı zamanda ücretli öğretmenliğe başvuru yapmış, buradan da gelecek bir haberi bekliyordum. Kasım'ın başı gibi ücretli öğretmenlik çıkmış, Osmangazi İlçe MEM'i aradığımda bu şansı kaçırdığımı öğrenmiştim. ALES çalışmalarıma devam ederken 12 Kasım sabahı Mudanya'da kahvaltımı yaptıktan sonra telefonuma Atıcılar'da bir ilkokulda öğretmen açığı olduğu mesajını alır almaz Osmangazi İlçe MEM'i aradım ve başvurum onaylandı. Görevli, bugün işlerimi halledip yarın başlayabileceğimi söylediğinde çok mutlu olmuştum. Şehreküstü'ndeki Osmangazi İlçe MEM'e gidip tüm belgelerimi tamamladıktan sonra çalışacağım okulu görmek ve belgelerimi teslim etmek için okula gittim. Okulun müdürü ile tanıştım ve memur bana belgelerimi tamamlayıp yarın göreve başlayacağımı söyledi. 13 Kasım 2018 itibariyle öğretmenlik görevime başladım. Öğrencilerimi çok merak ediyordum, neleri severler, nelerden hoşlanırlar, en sevdikleri renk nedir... Çocukların anlatacakları o kadar çok şey vardır ki! 

Ertesi gün oldu ve okula gittim, belgelerimi eksiksiz teslim ettim ve görevime başladım. İki ay veya daha fazla birlikte vakit geçireceğim öğrencilerimin yanına çıktım ve şaşkınlıkla baktılar. Bana yeni İngilizce öğretmeni olup olmadığımı sordular, ben de onlara, onların yeni sınıf öğretmeni olduğumu söylediğimde yarı heyecanlı yarı meraklı şekilde sorular sormaya başladılar. İlk derslerinin İngilizce olduklarını söylediklerinde öğrencilere iyi dersler dileyip öğretmenler odasına gidip oturdum. Öğretmenler odasına girip oturduğum vakit tüm öğretmenler ''Hoş geldiniz, hayırlı olsun'' cümlelerini kurdular. Yıllardır merak ettiğim öğretmenler odasının içine girmek başta biraz tuhaf hissettirse de ortama kısa sürede uyum sağladım. Sıcak bir ortam vardı ve öğretmenlerin hepsi birbiriyle olumlu iletişim halinde idiler. 4. sınıf öğretmeni olduğum için diğer 4. sınıf öğretmenleriyle hemen sohbet ortamı oluşturup güzel bir iletişim sağladık. Bilmediğim şeyleri onlara sorarak öğrendim ve öğrenmeye de devam ediyorum. Meslekî gelişim için meslektaştan daha iyi bir kaynak olamaz şüphesiz.

Öğretmenlik mesleğimde tam tamına iki haftamı doldurdum. Öğrencilerime bir şeyler katmanın yanı sıra onların bana her gün yeni şeyler katmalarını çok seviyorum. Dün neler yaşamışlar, rüyalarında ne görmüşler, ne yapmak istiyorlar, hangi konularda eksikler... Her şeyi anlatıyorlar ve ben onları dinlemeyi çok seviyorum. Başlıkta da belirttiğim gibi bana göre öğretmenlik demek artık öğrenciye bilgi aktarmak değil, onu dinlemek, onun baktığı pencereden bakmak, o pencereyi sonuna kadar açmak hatta bazen o pencereden dışarı çıkmak... Öğretmenlik demek, öğrencinin saçını toplamak, ayakkabısını bağlamak, üzüntüsüne ve sevinçlerine ortak olmak, ona güvenmek, ona sımsıkı sarılmak, ona gülümsemek demek... Önümde güzel bir süreç olduğunun farkında olduğunu belirterek sözlerimi değerli Recep Nas öğretmenimin şu güzel ve anlamlı sözüyle bitirmek istiyorum: 

''Her çocuğun başarıyı tatmasını sağlayın.''

Aramızdan Ayrılışının 58. Yılında Hasan Âli Yücel

Hür birey olmanın ilk şartı ise Hasan Âli Yücel'e göre dürüst olmaktır:  "Ancak düşündüğü şekilde hareket eden insan hürdür. Hiçbi...