26 Nisan 2018 Perşembe

Güzel Bir Süreç Devam Ederken Aktarmak İstediklerim ve 17. USOS'ta Sunmuş Olduğum Bildirim


''Güzel günler sana gelmez, sen onlara yürüyeceksin.''

(Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî)

            Yazımın girişini aslında nasıl yapacağım konusunda zorluk çektiğimi itiraf etmeliyim. Bunun sebebi ise, çok mutlu olduğum bir konuda yazarken neyi nasıl aktaracağım konusunda tam bir telaşe memuru olmam sanırım. Bunu aşmanın çözümlerinden biri bence, sık sık yazmak olabilir. Yazmaya ise biraz ara verdim, bunun sebebi olarak aslında güzel işlerle meşgul olmamdı.

            Lisans eğitimimin 1.sınıfından beri hayalini kurduğum akademik kariyere adım adım yaklaştığım şu günlerde, 11 Nisan 2018 tarihinde Kızılcahamam, Ankara'da bu sene 17.si düzenlenen Uluslararası Sınıf Öğretmenliği Sempozyumu'na ''2017 Türkçe Dersi Öğretim Programında Yaratıcı Düşünme'' başlıklı bildirimi sunarak katıldığımı sizlerle paylaşmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Bildirimin Türkçe ve İngilizce özet kısmını en aşağıda bulabilirsiniz. Bildirimi en kısa zamanda tam metine çevirip bilimsel bir dergide yayınlatmak da istiyorum bakalım…

            Bu yazımda ise size, bu bildiriyi sunmadan önce ve sunduktan sonra bana gelerek benim kendilerine bir yol göstermemi isteyen arkadaşlarım/dostlarım olduğu için bu sürece nasıl adım attığımı kısaca anlatmak istiyorum. Lisans eğitimimi de bitirirken üniversitem hakkında hafızamdan hiç silinmeyecek şeyleri de aktarmak istiyorum aslında.

            Zamanda biraz geriye gitmek istiyorum yazıya başlamadan evvel. Üniversite sınavını kazanmış, yazmış olduğum iki tercihten biri olan Uludağ Üniversitesi/Sınıf Öğretmenliği lisans bölümünü kazanmıştım. O sıralarda da günlük tuttuğumdan, günlüğüme hemen ''Umarım vatana millete hayırlı bir sınıf öğretmeni olurum.'' yazmışım. Şimdi dönüp bakınca çok komik gelse de o zamanlar temiz duygularla defterime karaladığım yazıları gördükçe gülümsüyorum.

            Dönem başlamış, hepimizde bir şaşkınlık vardı 1. sınıftayken. Herkes çevreye adapte etmeye çalışıyordu kendini. 6-8 kişilik arkadaş grupları, herkeste bir şaşkınlık, ne yapacağını, derslere/sınavlara nasıl çalışacağını, nereye gideceğini, ne yiyeceğini/içeceğini bilememe durumu… 1. sınıfın ilk dönemi böyle diye diye bitti ama birçoğumuzun ''Genel Biyoloji'' dersi bütünlemeye kalmıştı. Bütünleme dediğimiz şeyle ilk kez karşılaşanlarımız vardı aramızda. Dersin bütünleme sınavına girmiştik, her sınavda olduğu gibi sınavımızda gözetmen olarak bir hocamız gelirdi. O gün ne oldu, ne hissettim bilmiyorum ama gözetmenliğe gelmiş olan hocamızı, şu anda da bir dersimizin hocası, görünce direkt sessiz bir şekilde şu cümleyi kurduğumu hatırlıyorum: ''Ben de bu hoca gibi olacağım.'' O hocamız sonra yaklaşık 1,5-2 sene sonra Yardımcı Doçent oldu ve şu an hâlâ görevini sürdürmekte.

            1. sınıfın ikinci dönemine geçmiştik ve ''Genel Coğrafya'' isimli bir dersimiz vardı. Coğrafyayı oldum olası sevmişimdir. Hocamız ilk derste ''Akademik kariyer düşünen var mı?'' gibi bir soru sormuştu sınıfa. Ben o zamanlar bu konularda çekingen olduğum için elimi kaldırmamıştım. Ama sınıfın geneline bakıldığında da akademik kariyer düşünen yoktu. Hocamız bize akademik kariyer de düşünmemiz gerektiğini söylemişti yanlış hatırlamıyorsam. Ders bittikten sonra kafamda milyon tane soru ile çıkmıştım sınıftan. ''Akademik kariyer nedir? Nasıl yapılıyor? Süreç nasıl işliyor? Benim neler yapmam lazım? Kimlerle konuşmam lazım?'' vb. sorular… O gün eve gittiğimde hocamızın ismini Google'a yazıp karşıma çıkan ilk makaleyi çıktı alıp okumaya başlamıştım hiç unutmuyorum. İsmi; ''İLKÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİNİN ÇEVRESEL TUTUM VE ÇEVRE BİLGİSİ ÜZERİNE BİR ALAN ARAŞTIRMASI'' idi. Bir makale hangi öğelerden oluşur, nasıl yazılır, neden özet kısmı hem Türkçe hem İngilizce yazılır gibi sayısız soru da birikmişti zihnimde.

            Gelecek haftaki Genel Coğrafya dersinin başında hocamızın makalesi de elimde hocanın yanına giderek makalesini okuduğumu ve akademik kariyer düşündüğümü söylemiştim. Bana gülümseyerek kendime bir alan seçmemi ve bu alanda yapılmış çalışmaları araştırmamı söylemişti. O sıralar 1. sınıfın derslerinden olan '' Eğitim Psikolojisi '' dersinde hocamızın anlattıkları ilgimi çok çekmişti ve büyük bir dikkatle dersi takip ediyordum. Bizzat tanışıp sohbet ettiğim sevgili hocam dediğim sayın Prof. Dr. Binnur Yeşilyaprak hocanın ''Eğitim Psikolojisi'' kitabı bana bir kaynak olmuştu ve metroda, otobüste, derslerimin aralarında kitabı okuyordum. Sonunda bir gün cesaretimi toplayıp Eğitim Psikolojisi dersimizin hocasının yanına gidip bu alanda akademik kariyer düşündüğümü belirtmiştim. Böyle bir şey düşündüğüm için beni tebrik etmiş, bana yol göstermesi adına sevgili Prof. Dr. Nuray Senemoğlu'nun ''Gelişim-Öğrenme-Öğretme'' kitabını okumamı söylemişti. Şimdi burada anlatınca pek inandırıcı gelmese de o hafta babam, iş yerimizde eğitim psikolojisi konulu bir kitap bulduğunu ve istersen getirebileceğini belirtmişti. Ben de olur demiştim. Babamın getirmiş olduğu kitap, Prof. Dr. Nuray Senemoğlu'nun yukarıda bahsetmiş olduğum kitabıydı.

            Başlıkta da yazmış olduğum gibi Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin sözü gelmişti aklıma. Nuray hocanın kitabını okumaya başladığımda biraz karışık gelse de bazı bölümleri o yaz okumuştum. Kitabın tamamını okumak sanırım 2018'e nasipmiş, bunu bu günlerde daha iyi anlıyorum.

            1.sınıf bitmiş, artık okula uyum sağlamış, kendimi zihnen ve ruhen tok ve mutlu hissediyordum. 2. sınıfta iken görmüş olduğumuz ''Öğretim İlke ve Yöntemleri'' isimli dersimizde bir gün konumuzu ''eğitim programları'' idi. Benim de dikkatimi çekmiş, konu ile alakalı kaynaklar okumak istiyordum. Sonraki derse kadar bu kavramı araştırıp dersimizin hocası ile görüştüm ve akademik kariyer yapmak istediğimi belirttim. Bana hangi alanda yapmak istediğimi sorduğunda geçen dönem eğitim psikolojisi düşündüğümü ama bu dönem kendisinin bize anlatmış olduğu eğitim programları konusunda karar kıldığımı söyleyince bana çok sevecen yaklaşmış, bu durumdan çok mutlu olduğunu söyleyerek benim ''Selahattin Ertürk, Fatma Varış, Özcan Demirel, Veysel Sönmez'' gibi isimleri okumamı önerdiğini hatırlıyorum. Bundan sonra benim için yeni bir süreç başlamış gibiydi sanki. Eğitim programları ile kalkıp eğitim programları ile yatıyordum. Hatta şu anda bu alanda Türkiye'de 1 numara dediğimiz hoca olan sevgili Prof. Dr. Özcan Demirel'e kendisini takip ettiğimi ve bana küçük de olsa bir yol göstermesini isteyerek uzun bir mail yazmıştım. Özcan hoca yaklaşık 5 saat sonra cevap vermiş, bundan çok mutlu olduğunu belirterek bana okuma önerileri sunmuştu.

             O sene, yani lisans eğitimimin 2. senesinde görmüş olduğum bir ders olan 'Eğitim Felsefesi' dersi sıralarıydı. Hocamız dersini daha kolay takip edip sınava çalışırken bize kaynak olması için çok sevgili Prof. Dr. Ahmet Cevizci hocanın 'Eğitim Felsefesi' isimli kitabını kaynak olarak söylemişti. Felsefe daima ilgimi çeken bir disiplin olduğundan dolayı kitabı çabucak temin edip okumaya başlamıştım. Dersimizde hocamız kitaba bağlı kalmadan ama kitaptaki konu işleyiş sırasına göre dersini devam ettiriyordu. Nedense hocamızın anlatımından memnun kalmamış olacağım ki derste canım sıkıldığı zaman elime geçen bilimsel kitaplara yaptığım gibi bu kitabın da kaynakça bölümünü açıp incelemeye dalmış oluyordum her ders. Biliyorum biraz saçma olacak ama kaynakça bölümüne bakmaktan sıkılmadığımı söyleyebilirim. Çok sevdiğim bir söz vardır, ''Bir kitabın kapağını kapayınca aslında başka bir kitabın kapağını açmış oluruz'' Bu söz bu süreci tam olarak yansıtmasa da kaynakça bölümüne göz gezdirirken sevgili Ahmet hocanın Aristo'dan tut Kant'a kadar alıntılar yapmış olduğu dikkatimi çekti. Üniversiteye geldiğim ilk sene kütüphaneden aldığım ilk kitap olan ve Say Yayıncılık'ın basmış olduğu Kant kitabını okuduğumda Kant'ın fikirleri hayli dikkatimi çekmişti. Neyse, sevgili Ahmet hoca Kant'ın 'Eğitim Üzerine' isimli kitabından yararlanıp buradan bazı alıntılar kullanmıştı kitabında. Ders bittikten sonra kendi kendime sordum, ''Acaba Kant'ın eğitim hakkında nasıl ve ne türlü fikirleri olabilirdi?'' Yine Say Yayıncılık'tan çıkmış olan Immanuel Kant'ın Eğitim Üzerine isimli kitabını çabucak aldım ve okumaya başladım. Kitapta neredeyse altını çizmediğim cümle yok gibidir. 18. yüzyılda yaşamış ve o zamanların eğitim anlayışını kitabına kendi üslubuyla taşıyan birinin fikirleri 21. yüzyılda da geçerli oluyordu demek ki... Tavsiyem odur ki, kitabı alma imkanınız varsa mutlaka bir an önce alıp okuyun. Eminim ki okuyana çok şey katıp aslında okuyanın da kendi fikir dünyasını oluşturmasını sağlayan sağlam bir eser.

            Kant'ın kitabından sonra kaynakça kısmında gözüme takılan başka bir kişi John Dewey olmuştu o sıralar. O sıralar dediğimse 2016 yılına girmiştik bile. Okuma konusunda açlık yaşamaya başladığım sıralar... John Dewey'in ismini daha önce Atatürk'ün Dewey'i Türkiye'ye çağırıp bir maarif raporu yazmasını istediği mevzusu hakkında duymuştum. Ahmet hoca, John Dewey'in 'Okul ve Toplum' olsun, 'Tecrübe ve Eğitim' kitapları olsun buralardan alıntılar yapmıştı kitabında. Bunları da bir an önce alıp okuma isteği içindeydim. Bunlardan önce dersimizin hocasının arkadaşı başka bir hoca olan Kemal Bakır hocanın 'Demokratik Eğitim-John Dewey'in Eğitim Felsefesi Üzerine' isimli kitabını üniversitemizin kütüphanesinden aldım ve 3 günde bitirdim. Bu yine bende bazı fikirler üzerine düşünmemi ve devamında okuyacağım çalışmalar hakkında bazı bilgiler toplamamı sağladı diyebilirim.

            Böyle böyle derken daha farklı kaynaklar ve eserler okuma arayışına girdim. O sıralar Fatih Altaylı'nın sunduğu ve ara ara Celâl ve İlber hocaları çağırdığı programlarla tanıştım. Programlar kesinlikle zihnimin açılmasını sağladı. İlber hocayı zaten tanıyordum ve çoğu kitabını okumuştum ama Celâl hoca ile o zamanlar tanıştım. Konuşmasından bilgi seviyesini ve öğrenme aşkını keşfettim. Hocayı Google'da araştırdım ve 'Zümrütname, Zümrüt Ayna' gibi eserlerinin olduğunu gördüm. Direkt okulun kütüphanesinden bunları aldım ve 1 hafta içinde okuyup bitirdim. O sıralar yaz tatili gelmişti. Tatilde de boş durmadım ve haftada 2 ya da 3 kez okula gidip kütüphaneden kitaplar alıp okuyup bir fikir dünyası oluşturmayı amaçlıyordum. Celal hocanın diğer kitapları olan 'Dahi Diktatör, Aptalı Tanımak, Newton Neden Türk Değildi?' gibi eserlerini okudum. Bir bilim insanını tanımak için yapılması gereken en önemli şey üretmiş olduğu eserleri okumak bence. 

            Yaz tatilinin ardından 3. sınıfa başladım ve deli gibi okuyordum. Derslerimi çoğu zaman aksattığım oluyordu ama geçer notlar da alıyordum. Ama ben okumak, okumak, daha fazla okumak istiyordum...

            3. sınıfın ilk döneminde İlk Okuma ve Yazma Öğretimi isimli dersimizde hocamız bir gün derse PISA 2015 isimli bir çalışmanın sonuçlarından bahsederek başlamıştı. Benim de dikkatimi çeken bu çalışma ile alakalı şeyler okumam istediğimi dersimizin hocasına bahsettiğimde bana ''2003-2006 PISA Okuma Becerileri Sonuçlarının Karşılaştırılmalı Olarak Değerlendirilmesi: En Başarılı Beş Ülke ve Türkiye'' isimli çalışmayı okumamı söylemişti. Çalışmayı bulduğum gibi evde yazıcıdan çıkarttım ve hemen okumaya başladım. Böyle bir çalışma ile ilk defa karşılaştığım için çalışmada alacağım notlar için önce bir birikimimin olması gerektiğinin farkına vardım. Sonraki ders hocamın yanına gidip çalışmayı okuduğumdan ve aslında çalışmayı anlamaya nasıl yaklaşacağıma karar veremediğimi belirtmiştim. O da bana her perşembe saat 11'de yanına gelip bu çalışmayı konuşabileceğimizi söylediğinde dünyalar benim olmuştu. Not defterimi ve bu çalışmayı da alarak artık her perşembe saat 11'de hocamın yanına uçuyordum. Şubat ayında başlayıp Nisan ayının sonunda biten ve aslında hâlâ bitmemiş olan bu çalışmanın bana katkıları şüphesiz çok büyük oldu diyebilirim. Bu çalışmanın haricinde MEB'in yayınlamış olduğu 2015 PISA Sonuçlarını inceleyen yazıları da okudum, o başka bir kapıyı açtı, o başka, o başka... PISA hakkında gelecek yıllarda da bir çalışma yapmayı kafama koymuştum.

            Yine bu dönem içindeyken de yanlış hatırlamıyorsam Ekim gibi, Celâl hocanın 'Hasan Âli Yücel ve Türk Aydınlanması' kitabı ile tanıştım. Kitabı 1 hafta içinde bitirdim ve bu kitapta da kaynakça kısmına bakmayı ihmal etmedim. Kaynakçaya bakma meselesinden önce aktarmak istediğim bir not var aslında. Hasan Âli'nin ismini Köy Enstitüleri ile duymuştum. O zamanlar tabi şu andaki gibi Köy Enstitüleri hakkında bu kadar bilgi sahibi değildim. Celâl hocanın kitabının kaynakça kısmında Pakize Türkoğlu'nun 'Tonguç ve Enstitüleri' isimli kitabı dikkatimi çekmişti. Kitabı okulun kütüphanesinden aldım. Celâl hocanın Hasan Âli ile ilgili kitabıyla başlayan kitap defteri tutma sürecime bu kitap ile devam ettim. Kitapta önemli gördüğüm noktaları defterime özenli bir şekilde geçirdim. Neyse, Pakize hocanın kitabını aldığım tarihi de çok iyi hatırlıyorum: 25 Kasım 2016... Bu tarih sanırım hayatımda bir dönüm noktası oldu benim için. Neden böyle diyorum? Kitabı 25 Kasım 2016'da kütüphaneden aldım, kitabı ödünç verme zamanı kısıtlı bir zaman olduğu için kitabı 2017 yılının Haziran ayına kadar sürekli aldım aldım bıraktım. Aslında güzel bir süreçti. Sevdiğim zamanlardı. Neyse, kitaptaki önemli noktaları(aslında kitabın bütünü önemli bir nokta)kitap defterime geçirdim. Kitabı yaklaşık 7 ayda bitirdim. Sanırım şu yaşıma kadar okuduğum en uzun soluklu kitaptı diyebilirim. Kitabın benim üzerimdeki etkisi gerçekten çok büyük oldu. Araya başka kitaplar girdi, okul girdi, sınavlar, arkadaşlar vs. Ama ben okumaya, araştırmaya, yazmaya, bu konu hakkında bir şeyler araştırmaya ara vermedim. Derken Köy Enstitüleri ruhunu yaşatan bir dernek ile tanıştım: Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği. Dernekle tanışma hikayem ise daha güzel aslında. Çok sevgili dostum canım Nesrin ile o yıl Bursa Kitap Fuarı'na gittiğimizde standları dolaşırken bu derneğin de bir stand açtığını gördüm ve hemen yanlarına koştum. Kendimi tanıttıktan sonra okumuş olduğum eserlerden, böyle değerli bir konuya gönül vermiş kişilerin çalışmalarından haberdar olduğumu belirttim. Çok sıcak insanlar hepsi, sağ olsunlar. Bana derneğe üye olup derneğe bir şeyler katmamdan mutluluk duyacaklarını belirttiler. Derneğe 31 Mayıs 2017 günü üye oldum. O sıralar çok sevgili Recep Nas hocamın 'Sağlıklı Öğretmen-Öğrenci İlişkileri ve İnsan Olmak Öğretmen Olmak' isimli kitaplarını okuyordum. Recep hocam ile iletişim kurduktan sonra onunla 1 Haziran günü görüştüm. Bana harika tavsiyeler ve okuma önerileri sundu, sağ olsun. Okul tatil olduktan sonra okuma açlığımı önce evdeki eğitim hakkındaki kitapları okuyarak giderdim, ardından başta üniversitenin kütüphanesi olmak üzere Bursa İl Halk Kütüphanesi'ne de üye olup buradaki kitaplardan da ilgimi çekenleri okudum. Howard Gardner, Sir Ken Robinson, Halil Cibran, Haluk Yavuzer, Ron Clark, Nadir Gezer, Celâl Şengör, Nurettin Topçu, Hasan Âli Yücel, Alfred Adler, İbrahim Ethem Başaran, Çiğdem Kağıtçıbaşı, Thomas Gordon... 

            Ara sıra bloga yazılar yazdım, yazılarımı çeşitli sitelere ve bloglara yolladım, yayınlandılar. Ve tabi ki daha fazla ve çeşitli okuma isteğim bitmiyordu.

            4. sınıfa geldim, lisans bitiyordu. İlk dönem nasıl geçti hiçbir şey anlamadım. Girmem gereken bir sınav olan ALES vardı önümde, okumaya biraz ara vermeliyim diye düşündüm. Hak vermeliyim ki, bunu pek de başaramadım ama kendime biraz sınırlar getirdiğimi de söyleyebilirim.

            2. dönem başlamadan Mart ayında fakültemizin düzenleyeceği bir eğitim kongresinden haberim oldu. Geçen sene bir arkadaşımla birlikte Denizli'ye EJER'e gitmiştim ve bilimsel kongreler beni her zaman büyülüyordu. Bir şeyler öğrenmek, fikirlerini ifade etmek, başka değerli bilim insanlarının fikirlerini dinlemek, katkılar sağlamak olsun bunların akademide yer almak isteyen her insanın istediği şeylerdir diye düşünüyorum. Fakültemizin düzenleyeceği kongreye bir bildiri yazıp göndermek istedim fakat lisans öğrencilerinin buraya bildiri gönderemeyeceğini öğrendiğimde biraz üzüldüm. Fakat Nisan-Mayıs gibi başka eğitim kongrelerinin de olacağını hocalarımdan duyuyordum.

            Fakültemdeki bir hocam bana Nisan ayında Ankara'da 17. Uluslararası Sınıf Öğretmenliği Sempozyumu diye bir şeyin olacağını ve buraya lisans öğrencilerinin bildiri gönderip sunabileceğini söyledi. Tarihi çok iyi hatırlıyorum; 21 Aralık 2017...    Hocam sağ olsun, bana geçen sene gerçekleşmiş olan bu kongrenin bildiri özet kitabını PDF şeklinde attı. O sıralar Sir Ken Robinson'ın 'Yaratıcılık: Aklın Sınırlarını Aşmak Kitabını' okuyordum. (Kitap bittikten ve bildirim kabul edildikten sonra Robinson'a uzun bir teşekkür maili yazdım, cevabını beklemekteyim bakalım:) ) O zamana kadar eğitim programları çalışmak istediğim için okumakta olduğum kitabın konusunu son yayınlanan öğretim programlarından biri ile bütünleştirerek bir bildiri yazmayı düşündüm. Kendime en çok güvendiğim ders olan Türkçe'yi bu konuya dahil etmeye karar verdim. Yaklaşık 10 tane bildiri konusu başlığı yazdım. Sonunda bu süreçte bana büyük yardımı dokunmuş olan hocam ''2017 Türkçe Dersi Öğretim Programında Yaratıcı Düşünme'' güzel bir başlık, bence bunu kullanmalısın dediğinde bunda karar kıldım.
           
            Sıra aslında başta zor dediğim ama bu sürecin bana birçok şey katacağını sürecin başında hissedeceğim zamanlara gelmişti. Bildirimi yazmaya başlamadan önce böyle bir konu hakkında çalışmalar yapılıp yapılmadığı konusunda Google Akademik'ten yardım aldım. Sonradan Instagram üzerinden tanışacağım ve desteğini her daim yanında hissedeceğim, şu an On Dokuz Mayıs Üniversitesi'nde Araştırma Görevlisi görevini yürüten sevgili Belgin Bal İncebacak hocamın ''Türkçe Dersi Öğretim Programlarında Yaratıcı Düşünme'' başlıklı çalışmasına denk geldim ve bunu okumaya başladım. Bu süreçte yaklaşık 20'ye yakın kaynak okudum.

            Sir Ken Robinson'ın kitabı bitmiş, kafamda birtakım fikirler oluşmuştu. O sırada da okumuş olduğum bu alandaki çalışmalar bana bir yol göstermişti açıkçası. Bildirimin yarısını 2 Ocak 2018 günü yazmıştım ve 4 Ocak günü okula gidip, yukarıda benim bildiri yazmamı ilk destekleyen hocama göstermiştim. Eklemeler ve çıkarmalar yaparak izlemem gereken birtakım yolların ipuçlarını vermişti sağ olsun.

            21 Aralık 2017'de başlayan bu süreç yaklaşık 5 aylık bir çalışmanın ardından meyvesini vermişti. 11 Nisan günü Kızılcahamam, Ankara'da 17. Uluslararası Sınıf Öğretmenliği Sempozyumu'nda bildirimi başarılı bir şekilde sundum. Dinleyiciler arasında 2 arkadaşımın olması, sınıf öğretmenlerinin ve bilime gönül vermiş insanların katkılarını sunması beni çok mutlu etti diyebilirim. Sunumuma başlamadan önce lisans öğrencisi olduğumu öğrendiklerinde salonda küçük bir şaşkınlık yaşadığımızı ve konunun ilgi çekici geldiğini sevinerek belirtmek istiyorum. Sempozyumda harika ötesi bilim insanları ile tanıştım ve birbirimiz ile haberleşmeyi sürdürmemiz gerektiğine karar verdik.. 
           
            Sunumum bittikten sonra beni bir lisans öğrencisi olarak böyle bir çalışma yaptığım için tebrik etmeleri ve konuyu beğendiklerini iletmeleri inanın beni çok mutlu etmişti. Katılımcıların konuya katkı sağlamalarının yanı sıra bu çalışmayı kısa zamanda makaleye çevirmemi istemeleri de hoş bir ayrıntı oldu diyebilirim.

            Yazımın amacını bir kez daha küçük bir şekilde tekrar etmem gerekirse, umarım akademik kariyer düşünen her arkadaşıma küçük de olsa bir katkı sağlayabilmişimdir. Çalışmak dediğimiz kavram öncelikle emek isteyen bir süreç. Siz çalıştıkça, kendinizi kanıtladıkça, bir şeyleri yaptığınızı, okuduğunuzu, araştırdığınızı hocalarınıza hissettirdikçe inanın ki süreç sizin lehinize işliyor. Lütfen okumayı bırakmayalım, hayal edelim, araştıralım, sorgulayalım, merak edelim, soru soralım, güzel bağlantılar kuralım… Çok sevdiğim bir söz olan ''Sen ne için hazırsan o da senin için hazırdır'' sözünü de şuraya bırakmak istiyorum.

            Yazımı bitirirken bu süreçte yardımlarını esirgemeyen başta ailem ve arkadaşlarım olmak üzere fakültemdeki ve dışarıdaki sevgili hocalarıma büyük bir teşekkür borçlu olduğumu söylemek istiyorum. Hepsine sevgilerimi ve saygılarımı iletiyorum… İyi ki varsınız!

            2018 17. Uluslararası Sınıf Öğretmenliği Sempozyumu'nda sunmuş olduğum bildirim:

https://docs.google.com/document/d/1wRNK7PmCOp2ihanqf7mjYd9jn8neRAdC_-SaIJpM7E4/edit?ts=5ae109c0


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Önümdeki Süreçte Olan Çalışmalarım ve Yeni Kitaplarım

Şu an bu satırları yazmamdan yaklaşık dört gün önce, 2014 yılının Eylül ayında Uludağ Üniversitesi'nin Eğitim Fakültesi'nin Sınıf Öğ...